9 Temmuz 2008 Çarşamba

hemşerim, memleket nere?

Memleket işi karıştı yahu arkadaşlar. 4 ayı geçti, bir Isviçre, bir Almanya, arada Türkiye gidip gelmeye tam hızla devam etmekteyim. Bu yüzden yukarıda soruya verilesi tek cevabım, içinden değilim, köyündenim! olacaktır:)

Gelelim yazma sebebine, ben yine süregelen adeti bozmadım, bu sene de habire ev taşıdım. Hatta coştum, ülkelerarası taşıdım-yine. İsviçre'de çalıştığım yer, Almanya'daki evime yaklaşık olarak 120 km uzaklıkta, ama arabayla gitmek 3 saat, trenle aynı yolu katetmek 2 saat 45 dakika sürüyor. Malum otoban fakiri İsviçre'de köy yollarında direksiyon sallamaktan, bir yere arbayla vaktinde yetişmeniz mümkün olmuyor. Hele bir de yağmur yağsın, ki yılın 300 günü tahminim burada oldukça sulak geçiyor, heryan iyice kilit oluyor.

Hem yol gitmeme, hem de otel hayatını bitirme amacıyla ev arama çalışmalarım en sonunda sonuç verdi, yaptığım onlarca başvurudan birine son dakikada koşarak yetiştim, evin yerini zor bela buldum, ve 2 ay önce karşılaşmış olduğum Türk emlakçı kızla tekrar karşılaştım! Koşar adım ev ziyaretini yaptım. aynı hızla da başvuruyu...ama artık nasıl ağladıysam, ev bulamıyoruuuum diye, ertesi gün beni arayıp, şanslı kiracının ben olduğumu söylediler! Yippiii!

Nitekim eve Haziran başında yerleştim, IKEA siparişleri biraz geç kaldığı için bir gece de olsa şişme yatakta yattım (kesinlikle rahat değildi ama yerde yatmaktan da iyidir öyle değil mi:)) ama ertesi gün rahat bir uyku uyumayı başardım, yaşasın online IKEA siparişi!

Haftaiçi evimiz hakkında biraz ayrıntı verelim: 45 metrekare, Zug Altstadt'ın hemen karşısında, dolayısıyla yürüyerek göle 1 dk, Migros'a 1,5 dakika, otobüse 30sn, trene 15 dk, işe 22 dk...Oturduğum bina yaklaşık 100 yıllık çok eski bir bina, fakat buradaki eski binaların içleri yaklaşık 15 yıl önce tertemiz yenilenmiş, telefon arızası dışında bir sıkıntım olmadı...buradaki daireden bir adet Altstadt görüntüsü aşağıda görülebilir (görünen mavili kule elbette ki şehrin saat kulesi:) evin karşısı tiyatro, üst tarafı da Zug kalesi bu arada)






aaa şimdi bu arabacıklar da neyin nesi, onu anlatayım. bekar evimi :) yerleştirirken, e haliyle bizim evden bazı eşyayı tırtıklayıp İsviçre'ye kaçırdım. Ama gümrük evraklarım yanımdaydı, memurlar gelip bakmadı ben ne yapayım?? Neyse, Almanya İsviçre arası gölü arabalı vapurla geçerken, şansıma İsviçreli tuzu kuru bir takım eski otomobil tutkunu da Almanya'ya geliyormuş, arabaların da başı boş, çektim ben de fotoğraflarını. Ama çok güzeller değil mi?

evi taşıma işimiz bitti, arada ufak bir Türkiye turu yapıp, Neşe'min 30'uncu yaşını kutlayıp, akabinde kuzenimin düğününde göbek attıktan sonra, yine işbaşı yaptık. Nitekim asıl büyük projeye başlamıştık, Almanya'daki ev bitmiş ve de taşınmalıydı!!!



Bu evin dış badanası nerede diye soranlara hemen cevabımı vereyim, Almanya'da bulunduğumuz bölge çok nemli olduğu ve de duvarlar kurumadan badana pek tutamadığı için tuğla evlerde, genelde dış badana 1 yıl sonra yapılıyor. Netekim siz içerde güllik gülistan, dışarıdan bakınca kırmızı tuğla inşaat görüntüsü ile yaşıyorsunuz. İçerinin görüntüleri ise aşağıda.






tabii ki şu an içi doldu ama henüz kaos ortamından kurtulabilmiş değiliz. Her haftasonumuz, bir yeri delip, bir şeyleri monte ederek geçiyor. Bir yandan da dışarıda evin avlusunun ve terasının inşaatı devam ediyor. Üst katın balkon demirleri hala merakla bekleniyor. İlk ufak çaplı su basma tecrübemizi bile yaşadık, fırtınada cam açık kalınca yatak odasında ufak bir gölet oluştu. Ama laminantımız sağlammış, bu tecrübeyi şişip pişmeden başarıyla atlattı!

Ve bu haftasonu ilk partimizi dahi veriyoruz, nitekim sevgili zevcim 40'lı yaslarina yarin itibariyle giriş yapıyor. Herkesi bahçede ağırlayabilmek için de harıl harıl teras inşaatını bitirmekle uğraşıyor! Parti olsun, blog'a da bir kaç fotograf elbette düşecek!

Hiç yorum yok:

Ingilizce olsun Türkçe olsun, Zargan'a bakayım ne demekmiş???