18 Ekim 2007 Perşembe

no underground how about tabanway?

Efeniiim

Bayramda ne yaptınız sorusuna "ah şekerim buradaydık, şu şehirlere gittik bu yerleri gördük harikaydı" diyen gruba artık ben de dahilim. Londra'ya gittim ve açıkçası dönesim gelmedi. ve en önemlisi Istanbul'a gelen insanların Istanbul'u neden bu kadar beğendiklerini de anlamış oldum, yaşadığınız şehre turist olarak gidin gezin arkadaşlar yoksa tadı çıkmıyor! Bu sefer ben bizim köyden bir grupla gittim, maalesef iş güç var diyerek sevgili zevcim gelemedi:( ama tabii ki bu turun tadını çıkarmadığım anlamına gelmiyor:)))

Süper turumuz Perşembe akşamı Londra'ya gelmemizle başladı. Akşam yemeğinden sonra bir "ghost tour" yaptık. Nedir, açıklayayım: şimdi bu ingiliz milleti, hayalet hikayelerine şehir efsanelerine bayılıyor ya. gecenin 9undan 11ine kadar sokak sokak Londra'yı taban üstü yürüdük, "iste burada eski hapishane, onun hayaleti", işte burada şu bahçe şu kraliçenin hayaletinin hikayesi" efenim "sweeney todd burada yaşardı, hah şu dükkanın sırası" diye rehberimiz Simon hikayeleri anlattıkça tüylerimizi diken diken etti. St. Paul katedrali ve daha bir çok eski yapıyı gece görme fırsatımız oldu ki harikaydı.



Ertesi gün Madame Tussauds müzesine gittik ve de 2 saatte çıkamadık:) Ataturk ragen Bush ve Thatcher mumyalarının yanısıra, ingiltere kraliçesi, Diana, kepçe charles ve camilla, brad pitt, tom cruise, gırla gitmekteydi. Aşağıda Mel Gibson'dan yanak alırken ve akabinde Hulk'tan kaçmaya çalışırken görülüyorum. mel keratası nasıl da mutlu acık samimimiyet gösterdim diye:)





Akabinde gündüz gözüyle St Paul katedralini gördük, 434 basamağının tamamını tırmanıp tepeden Londra'ya baktık. Gerçekten o kadar basmağa çıkmaya değmemiş mi???





Bu yorucu turumuzdan sonra bir bira içelim dedik bir de ne görelim, Sarastro isimli bu mekanin işletmecisi Türk, garsonları türk, efes var, rakı var, türk kahvesi var:) Covent Garden civarındaki bu mekan bir "after show" mekanı ve de ahali içeri girmek için sırada beklemekte! Ertesi akşam için rezervasyonumuzu da yapıp asıl yemek yenecek mekana, Sherlock Holmes'e gittik. Sadece restoran değil küçük bir de Sherlock Holmes camekanı olan bu mekandan çıktıktan sonra durak Soho oldu ama bu sefer Burak ve Steffi ile birlikte:)





Ertesi günümüz ise Little venice ve Camden Market'da geçti. Alışveriş için çok çok keyifli olan bu yerde, ikinci el kitaptan afrika yemeğine, gotik giyim mağazasından ahşap heykele herşeyi bulmak mümkün. herhalde tüm londra burada diye düşündürecek kadar insan vardı (7 milyonmuş nufusları bu arada, bir de kendilerine kalabalık derler!) akşama da Sarastro'da (resim aşağıda) harika bir yemekten sonra tekrar Burak ve Steffi ile buluştuk )tüm grup değil tabi canıım, hele ki grubumuzun yaş ortalamasının 66 olduğu düşünülürse:)) Bu arada oradan oraya koşarken bir de metro arıza yapınca Cumartesi pazarımız tabanway'a kuvvet vererek geçti:)



Ertesi gün ise Buckingham, White Hall, House of Parliament ve Tower of London (resim aşağıda)vardı. Akabinde Kensington Sarayı'na gittik, Leydi Diana'nın evini ve kıyafetlerini gördük. Bu arada Kraliçe Elizabeth Diana'ya saray diye utanmasa bir göz oda verecekmiş, Kensington saray falan değil büyükçe bir ev. Evin bir özelliği ve güzelliği olmamakla birlikte içinde gölü dahi olan ömre bedel bir bahçeye sahip. Akşamına ise show boat vardı ki gece vakti aydınlatılmış Londra'nın Thames nehrinden seyrederek yumuşak yumuşak tadına vardık:) bu arada kameranın pili bitti yahu:(





Sonuç: bir müzikal göremedik, amanın çok para en ucuz bilet 80 pound'dan başlamakta:( British Museum ya da National Gallery'e giremedik çünkü bunları gezmek kafadan birer gün (gelecek sefere mutlakaaaa). Tadı damağımda kaldı. Gelecek sefere, tabii ki bu sefer Bertram'la birlikte müzikal+müze turu yapmaya karar verdik. yaşasın charter uçuşları (ve de vay başıma ingiliz hava güvenliği:)

Hiç yorum yok:

Ingilizce olsun Türkçe olsun, Zargan'a bakayım ne demekmiş???